Reklam verin!
TurkBlogın tüm Bloglarında reklam verin!
 İstanbul Skool

Blog Hakkında

Saeed Ahmadzadeh Ardabili

Bir bütünü aramaya devam etmek
Biçimsel denemelere girmek
Parçalanmayı konuşturmak
Sıcak sesler anılması
Risk almak konusu
İstanbul Skool

Arama

Etiketler

saeidpoetry@yahoo.com 

Sayaç

Şu an blogda: 1
Önceki ayın hiti: 2300
Dünkü hit: 66
Bugünkü hit: 3
Toplam hit: 16221


AddThis Feed Button
Add to Technorati Favorites

Kibrit

Ekim 30, 2009 0:00 Yazar: Saeed Ahmadzadeh Ardabili

Şair : Ali Abdolrezaei

Çevirən : Saeed Ahmadzadeh Ardabili

Ali Abdolrezaei


Bu yağış dayansaydı

Və küçədə qan yuulmasaydı

Yaşıllandırılmış avtobus

Hamının gözünü aydınlaşdırardı

Və daha kimsə sadə olmazdı

Yol avarası olmazdı     mənim kimi 

Mənim kimi ki       İrandan düşdüm

Hamı buradadır və orada kürsüyə oturublar 

                                         BBC-yə bağlı

Və gözləyirlər

Bu radio        ki açıqdır avtobusda

                                         Mindirsin bizi

Qutuda qarışmış

Kibritlər kimi

Dayanıblar və kimsəlar ki

      Oturacaqa dadanıblar

Sahilə çatmayan bir Nuha

                  Qulaq veribr

Hamı beyinlərində bir bomba yerləşdiriblər

Və gözləyirlər

Yanındakının nifrəti partlasın

Ki yansın Təbrizdə

                          Bir kibritin başlığı

Və dünyanın yarısı olmayan İsfəhan

Fərman dalında olmayan sürücünü dayandırsın 

London'ın yağışı aman vermir

Avtobus     bir kibrit qutusudur

Ki hala sürünür

                      Bir islaq küçədə!


Şiirler | Yorumlar(0) | 361 bakış

Deney Nesnesi

Ekim 20, 2009 0:00 Yazar: Saeed Ahmadzadeh Ardabili

Yazar : Saeed Ahmadzadeh Ardabili

Ali Abdolrezaei'nin konvansiyonel şiirinde avangart açılımlar

 Saeed Ahmadzadeh Ardabili


Bilindiği gibi dil, şiirin kurucu unsuru olma niteliğini haiz temel yapı taşıdır. Madde için atom neyse şiir içinde ses yani sözcük odur diyebiliriz. Malzemesi dil olan ifade biçimlerinin hiçbiri, belki de şiir kadar dile bağlılık ve bağımlılık göstermez. Öyle ki şiirin sahip olduğu tözel varlık dilin kendisinden ayrıştırılamayacak kadar dille özdeşleşmiştir. Bu itibarla, poetik savların asıl işlevi dili kullanış biçimi üzerindeki belirleyici özelliklerinde kendini gösterir. Sözgelimi Ali Abdolrezaei’nin dili öznenin ortaya çıkışında fonksiyoneldir ancak trajiği karşılayabilecek yapısallıktan uzaktır; sıradan insanın anlatımıyla sınırlı, basit gerçekliğin ve basit hallerin dilidir.


Belirleyici ırası sıradan insanın hallerini konu almaktan öte, şairaneye ve bireysel yoruma imkan vermeyen, insan hallerini ve gerçekliği karikatürize etmeye teşne olan anlatış biçimindedir. Öte yandan Ali Abdolrezaei’nin şiirin farklılaşmaya başladığı düzlem, ağırlıklı olarak tematik değil dilseldir. Abdolrezaei şiirinin tematiğini değil dilini deforme etmek suretiyle sıradan insanların dünyasını daha gerçekçi ve ayrıntılı olarak yansıtabilmiştir. Bunda elbet argoyu kullanmanın etkisi olduğu kadar, dili ayrıntıların patikalarına sürmüş olmanın da önemli payı vardır. Zira dil ile gerçeklik arasındaki ilişkiyi tek taraflı bir kodlamaya indirgemek doğru değildir. Gerçeklikle beslenme biçimleri sorunlu ve engelli bir dilin gerçekliği yansıtma gücünden şüphe etmek gerekir.


Basit insan’ın şiirini yazma, Abdolrezaei’nin, basitlik adına şablon bir gerçeklik, insan algısı üretmesine sebep teşkil eder. Ali Abdolrezaei ise dile şiir ile gerçeklik arasındaki mesafeyi kapatacak bir geçirgenlik kazandırmış, dolayısıyla daha dolaşık ve nispeten çetrefil bir dil kurmuştur. Ne ki Abdolrezaei, gerçekliğe değil de bizzat dile abanmaya başladığı, böylece dili şiirsel gerçekliğin kendisi haline getirmeye çalıştığı durumlarda şiirinin epistemik zeminini de yerinden kaydırmıştır. Çünkü burada gerçekliğin yerine dilin bizatihi kendisi bir tecrübe konusu, yani deney nesnesi haline getirilmiş olmaktadır. Dil artık gerçekliği duyumsatmaktan çok estetik alanda onu tüketmeye yönlendirilmiştir.


Ali Abdolrezaei’nin şiirinde gerçeklik kaygısı her zaman diri bir şekilde mevcuttur. Bu kaygı belirleyici olmasaydı çok dillilik mümkün olamazdı. Şair kendi dilini oluşturmayı bilmiş, kendi kişiliklerine, epistemik ve antolojik kılgılarına uygun formu oluşturmuşlardır. Şiirin nasıl yazılacağı değil ancak nasıl yazılmayacağı hususundaki ortak bilinç, birbirlerinden farklı ama o ölçüde birbirlerini açımlayan şiirler yazmalarına imkan sağlamıştır. Ali Abdolrezaei’nin şiiri, dilin imkanlarını anlamsızın sınırlarına kadar genişletme başarısı göstererek Fars şiirinin poetik zeminini handiyse yeniden inşa etmiştir. Abdolrezaei ile yöneltilen anlamsızlık suçlamaları, bu bakımdan aslında poetik oylumuna ilişkin olumlu bir gösterge olarak değerlendirilmelidir.


Sonrası bütün poetik filizlenmelerin kesişmesi veya ondan görece şekillerde esinlenmiş olması söz konusu oylumun boyutları konusunda bir fikir verir. Gerçekten de tecrübe ettikleri gerek avangart gerekse konvansiyonel mahiyetteki dilsel açılımlar göz önüne alındığında en deneyci şiir kuşağı olduğu ileri sürülebilir. Her ne kadar Abdolrezaei şiirine bir tepki olarak konumlanmışsa da asıl işlevi ve önemi şiirin dilsel boyutuyla post modernistik bir düzleme taşınması olmuştur. Bu sebeple, şairin bağlamındaki önemleri, şiirin dilsel düzlemde post modernize edilmesine yaptıkları katkılarıyla orantılı değerlendirilmek gerekir.


Kanonik şiirden bütünüyle kopmadan post modernistik bir eksen üzerinde konumlanan konvansiyonel açılımlar, kanonik yapı içersinde dahi poetik imkan ve deneylerin tüketilmemiş olduğunu ve belki de tüketilemeyeceğini ortaya koyar. Kanonik değerlerle asgari düzeyde bile olsa bağlantılarını devam ettiren konvansiyonel şiir deneyi dışlamaz, fakat belli kıstaslara tabi kılar. Konvansiyonel şiirin avangart şiirle arasındaki temel fark, şiiri meydana getiren unsurlarda uyum şartını aramasıdır.


Uyumsuzluk, konvansiyonel çerçevede hem sanatsal yaratıcılığı hem de estetik yapıyı gölgeleyen bir kusur kabul edilir. Dolayısıyla şiirin unsurları arasında uyumlu kombinasyonlar oluşturan yeni veya farklı ifade-anlatım biçimleri, konvansiyonel şiirin deneysel boyutunu oluşturur. Biçimsel düzeydeki her çeşit farklılaşmalar, dilsel unsurların düzenlenişine ilişkin yeni bir deneyi ifade eder. Bu sebeple, konvansiyonel mahiyetteki deneysellik şiirin doğasında var olan bir şeydir. Bu, bazı hallerde verili biçimlerin-kombinasyonların mükemmelleştirilmesi yolunda ilerlerken, bazı hallerde de bunların değişikliğe uğratılması şeklinde tebarüz eder. Böyle bakıldığı takdirde bütün şiir merhalelerinin deneyselliği içerdiği kabul edilmiş olur. Ancak verili olan üzerinde salt mükemmelleştirici bir yol izleyen çalışmaların sanatsal yaratıcılıktan daha çok zanaatsal bir boyut taşıdığını dikkate alırsak, bizi poetik olarak ilgilendiren deneysel düzlemlerin değiştirici ve yıkıcı özellikteki deneysellikleri ihtiva etmesi gerektiğini söylemek durumundayız.


Ali Abdolrezaei’nin şiirini avangart hale getiren asal unsur, şiirin gerek dilde gerekse yapıda anlamı ve bütünlüğü belirleyici olmaktan çıkaran bir algısallığa dönüştürülmesidir. Abdolrezaei’nin şiirinde dil, anlamı değil algıya ait bir imgeselliği tezahür ettirir. Bu anlamda gerçekliği yansıtmaktan çok gerçekliği aşkın bir imgelem dünyası inşa eder. Başka deyişle kanon’un yıkılmasına yönelik bir iddiası yoktur.


Deneysel unsurlar, dilin verili düzenine yönelik bir operasyon, bir tahrip işlevi yapmaz; dilin imkanlarını genişletici post modernistik açılımlar olarak ortaya çıkarlar. Dolayısıyla Abdolrezaei’nin şiirindeki deneysellik, kanonik-konvansiyonel şiiri ötekileştiren bir avangardizmin yerine, onu dallandırıp yapraklandıran, teknik-biçimsel anlamda daha kompleks hale getiren bir post modernizme yakın düşmektedir. Onda kanonik olanla lirizm, ses, ahenk, imge gibi belli bağları koruyan bir dizgeselliğin ve dil tutumunun varlığı aşikardır. Bu yüzden Abdolrezaei’nin şiiri anlamsızlığa ne denli göz kırparsa kırpsın, dili büsbütün anlamsızlığın sularında yüzdürmeye karşı bir çekince içindedir. Şu halde, Ali Abdolrezaei’nin şiirindeki deneyselliği konvansiyonel şiiri yıkıcı değil ama başkalaştırıcı bir poetikaya bağlamak yerinde bir değerlendirme olacaktır. Bununla beraber, bir tarafta dili harflere kadar parçalayan oyun ve şeyleştirmeler, öbür tarafta sentaksı başkalaştıran bazı lokal uygulamalar ile avangardizmin örneklerini verdiği alınmaktir.


Abdolrezaei’nin şiirindeki kopuşun avangardizmle ilişkisi olmadsı aşikardır. Abdolrezaei, sözcük düzeyinde gerçekleştirdiği deformasyonlarla dildeki muhalif potansiyeli açığa çıkarmak isteyen, bunun için gösteren-gösterilen arasındaki söylemsel ilişkileri tahrip ederek dilin verili formunu imha etmeye çalışan bir şairdir. Avangardizmin toplumsal ve siyasal anlamdaki anarşizmi onda vardır, fakat şiir dili anti-estetik bir biçimsizleşmeyle değil, egemen dile karşı konumlandırılmış muhalif bir söylemleşmenin biçimsel koşullarına içkin ayrıksılığıyla vücut bulur.


Avangardizmde olduğu gibi dil onda kendi kendisinin amacı olmaktan uzaktır. Dilsel deformasyonlar Ali Abdolrezaei’nin şiirinde söylemsel bir dağılmaya veya silikleşmeye sebep olmaz. Aksine, öteki’ne ait bir varoluşun veya gerçekliğin dile getirilmesine araçlık ederler. Öteki dediğimiz de, Abdolrezaei’nin şiirinde somutlaşmış bir varlık oluptur. Dilini kuramuş, deneysel bir varlık olarak yaşamaktadır.


Bu sebepten, Abdolrezaei’nin şiirindeki deformasyon biçimleri söylemsizleşmeye, başka deyişle parçalanmaya yol açmamakla beraber, söylemin muktedir ve muhkem şekilde yapılaşmasına da izin vermezler. Dolayısıyla ondaki deformasyon tekniklerinin konvansiyonel dizgeleşmeye karşı bir önlem olarak kullanıldığını; bunların verili estetik ve dilsel kodlarla uyumsuzluğu-farklılaşmayı şiire içselleştirmesi sebebiyle avangart bir yadsımayı özünde taşımakta olduğunu söyleyebiliriz.


Deformasyon, dil oyunları ve sentaksı bozmaya dayalı teknik unsurlarıyla avangart bir karaktere bürünen Abdolrezaei’nin şiiri, aynı zamanda ironik ve eleştirel arka planı dolayısıyla söylemsel bir varlık-olma edimini de içinde barındırır. Ancak, özneyle somutlaşan modernist avangardizmden post modern avangardizme doğru bir kaymayı işaret ettiği görülmektedir. Burada Abdolrezaei, somut şiir imkanlarından yararlanmaktan başka, kolaj, pastiş, metinlerarası ilişkiler, ve çeşitli efektlere dayalı deneysel yöntemler aracılığıyla anti-estetik bir poetikayı iyiden iyiye somutlaştırmıştır.


Bu ise, Ali Abdolrezaei’nin şiiri gerçek anlamda post modern bir estetikle kodlanması içerir. Bu konuya, değişen yaşamsal gerçekliğin estetik normlarımızı değiştirmesi olarak da bakabiliriz. Deneyselliğin şiiri bütünüyle kuşatarak poetik algıyı stilsizlikle kodlaması, şiirsel dilin kaybedilmesi anlamına gelmektedir. Bu da poetik eylemin-varoluşun şair-özne tarafından belirlenmiş bir süreç ve anlamla biçimlendirilmesi durumunu ortadan kaldıracaktır. Abdolrezaei’nin şiiri, dilin konvansiyonel unsurlara içselleşmiş kozmik doğasına yabancılaşarak onun problematik yüzünü ifşa etme çabalarıyla tarihsel belirlenimlerini ortaya koymuştur. Post modern süreçte ise sözkonusu deneyselliğin bizatihi poetik eylemi belirleyen kendilikin yerine ikame edildiğini görmekteyiz. Post modern deneyselliğin, bu bağlamda şiirin konvansiyonel zeminini yeniden inşa etmeye dönük poetik bir kırılmaya tekabül ettiği söylenebilir.


Yazılar | Yorumlar(0) | 155 bakış

Altmış Yeddinin Yayı

Ekim 15, 2009 0:00 Yazar: Saeed Ahmadzadeh Ardabili

Şair : Ali Abdolrezaei

Çevirən : Saeed Ahmadzadeh Ardabili

Ali Abdolrezaei


Biz birlikdə bir birimizin macərasını diyirlənirik

Biz birlikdə köçmişik

                 Keçmişik

                 Ki qarın sənin yasına otura

Və sabah sənin qarşılıqından bir oğlan doğa

Ki iyirmi bir il qanad çala

Səni gedə        

        Ki bir az sənə gələ

Ancaq olmasın

Qapısını itirən duvara çarpsın

Dayanmadan çırpınsın

Və sonunda acı versin                     

                    Anasına

Sənin kimi ki

İyirmi bir yaşlı idin

İyirmi bir yaşlı atan kimi ki

İyirmi bir il öncə              

              İyirmi bir yaşlı idi

Və daha yox idi ki             

               Onunla dönəsən

Sən ona döndün

Səksan səkkizin haziranı kimi            

           Altmış yeddinin yayına

Biz birlikdə bir birimizin macərasını diyirlənirik


Şiirler | Yorumlar(0) | 226 bakış

Tehran

Ekim 15, 2009 0:00 Yazar: Saeed Ahmadzadeh Ardabili

Şair : Ali Abdolrezaei

Çeviren : Aydin Mehmet Ali

Editor : Saeed Ahmadzadeh Ardabili

Ali Abdolrezaei


Bu kahvehane yakışıklı                     yeter!

Kahvesi iyi                                      kabul! 

Mavi bir gökyüzü                             olsun!

Kör değilim sevgilim!

Görüyorum güzel sandalyeler sarıyor öylesi bir masayı 

Deniz kıyısı müziğini inkar etmiyorum

Ki bu yeterden sonra         dolgun dudakları yemek bekleniyor

Ve bu bilinmezliğin havasında yüzüleceğimi biliyorum

Biliyorum bu bilinmeyeni nasıl bileceğimi…

Biliyorum!

Gözlerinin ortasında öyle rahat otururken

Hangi tarafa ulaşsam

Senin bir parçanı yiyorum ki daha fazla yemelisin

Aptal değilim!

Anlıyorum!

Haklısın

Tamam!

Ama bütün bunlar

           Ve herşey

Simsiyah bir Tehran gökyüzü altında olsaydı

Nece neşe vererdi!


Şiirler | Yorumlar(0) | 176 bakış

Deprem

Ekim 15, 2009 0:00 Yazar: Saeed Ahmadzadeh Ardabili

Şair : Ali Abdolrezaei

Çeviren : Aydin Mehmet Ali

Editor : Saeed Ahmadzadeh Ardabili

Aydin Mehmet Ali


Müsaadenizle öğretmenim!

İneğin ayağı kaysa

Teneke damlar çökse

Demir mertekler yığını altında her seferinde kesinle ölürmüyüz? 

Öğretmen            bir sarsıntı giydi yüzüne

Ellerini cep diplerinden çekip çıkardı

Ve semalar        çöktü N.ci sınıfın üzerine 

Ezilmiş sıralar

Çocukların ellerinden düşmüş dersler

Ve duvarlar       ne hayaller barındırmışlar yaşayanlar için

Yalnız              molozların arasından uzanan bir el

Yükseldi sesi bir parmağın! 

Müsaadenizle öğretmenim!

Kalka    bilirmiyim!?


Şiirler | Yorumlar(0) | 167 bakış

Diktatora Ölüm

Ekim 10, 2009 0:00 Yazar: Saeed Ahmadzadeh Ardabili

Şair : Ali Abdolrezaei

Çevirən : Saeed Ahmadzadeh Ardabili

Saeed Ahmadzadeh Ardabili

Saeed Ahmadzaeh Ardabili


Hey ağa, Usta, Cənab, Ali Lider                                      

                                  Son komadan sonra                                      

                                  İrəlilə!                                      

                                  Dayanacağı başla!

Dam başından

Bugünkü qışqırıq Zalıma Ölümdür

Sabahkı onun şahidi

Silahsız olmuş yalnızlığa atəş açma

Bütün insanlar dənizə qoşulan küçəyə tökülüblər

Gör!

Gedilən su

Çaya qayıtmayacaq

Barış piyesin sonu

Sən etirazçılara atəş açdın

Onların qanlı əlləridir sənin çəkicini yatırdan

Bax!

Hansı sənin anandır?    Qardaşın?     Bacın?

Əziz a, Usta, Ali Lider

Hey soysuz!

Səninlə üzləşən                          

                        Soru işarəsi ki niyə

                                                    Gələndir!


Şiirler | Yorumlar(0) | 170 bakış

Büyükanne

Ekim 10, 2009 0:00 Yazar: Saeed Ahmadzadeh Ardabili

Şair : Ali Abdolrezaei

Çeviren : M. Bülent Kılıç

M. Bülent Kılıç


Açıyor penceremi

- Günaydın!

Ve elmalar koyuyor masamın üzerine
Sararan yapraklarını istemeyen bir dal

Nedir bu çöküntü böyle
Daha ne kadar kalabilirsin bu kuytuda, haydi!


Durmuş balkonda
Gençliklerimi izliyorum
Şimdi senin büyümüşlüğünün kıyısından geçiyor
Ve günlerin yıkıntıları üzerinde balkonda duruyorlar
Bambaşka bir yerde sona erinceye kadar

Bazen bakışımın ninnisiyle sallanıyor elma dallar arasında
Bazen büyükanne bir ihtiyar delikanlıyı düşünüyor
Bazen sarı elmalar reddediyorlar sonbaharı
Bazen büyükanne…
Bazen elmalar…

Dün gece bir rüya gördüm
Yaşamım gibi
                  
Ölüyordum!

Şiirler | Yorumlar(0) | 166 bakış

Sürgün

Ekim 10, 2009 0:00 Yazar: Saeed Ahmadzadeh Ardabili

Şair : Ali Abdolrezaei

Çevirən : Saeed Ahmadzadeh Ardabili

Ali Abdolrezaei


Əlbəttə mən yaxşıyam!

Ayrıca sətir kimi                         

                         Boş faylda

Bir sürgündəyəm ki anlamıdır                           

                         Fikirləşmək         heç nəyə                           

                         Oxumaq              səssizcə

Sikim!

Heç bir parça yoxdur                                  

                                Bu portağal sununda!


Şiirler | Yorumlar(0) | 185 bakış

Mənim Vəsiqəsim Surət Deyildir

Haziran 25, 2009 0:00 Yazar: Saeed Ahmadzadeh Ardabili

Şair : Ali Abdolrezaei

Çevirən : Saeed Ahmadzadeh Ardabili

Saeed Ahmadzadeh Ardabili 


Məndən daha yalnız yalnızlığın özüdir

Ürəyim sevinir ki   adım kimin kişisidir

Ürəyim sevinir ki şairəm                        

                       Sevirəm

Dünya mənim evimdir...

Lap kötüyəm!

Heç bir qapının xoş gəldini nə vaxtsa yanına çağırmadı                   

                   Mənim gəlişimi

Məni bura gəl çağıran təkcə

               Zindanın qapısı idi

Bir zindan ki onda ödənişsizəm

Duvara çılpaq söz deyə bilirəm

Bir duvar ki     qorxumdan yuxarı qalxıb

        Yuxarıda

                     Bir öğrətmən var ki

Sayqı göstərmir hər nə soruşuram

Dərsim bəhanə idi

Ürəklərin küncündə məktəbə gedirdim

Bir ürək ələ keçirdim ki

Süfrəsi nəfəssizdir

Şüşdən sərxoşluq borc alır

Ürəyi sevinir ki                  

                  Kimsə məndən qaça bilməz

Yalnız vidalaşmaqdır ki         özünü qaçır!

Ürəyi sevinir ki    Əli yalnızdır

Necə kötüdür

Əli'dən çox var!

Çox etdi və qulağua girmədi tökdüyüm dil!

Hənüz eyni özün kimi və həmişə kimi şübhədəsən

Bağışlamağa layiq heç bir günahı etmədin

Dəlil üstə yatmış

Döşün qəbirüstü lövhə və meyit sənin orqanların idi

Malik olduğun rəzil kinosu hələ də güzgü ekranda göstərir

Dağıtmağa çalışma

Kanseri ki ürəyimdən götürdün

Ürəyin sevinir ki onu yandırdın?!

Sənin dodaqlarının yoluna inanmırlar

Kim üçün səsləri toplamaqdasan?

Mənim dəliliyimdə       çoxlu üzgüçülük sahilə çatdı

Hətta əzilən qayıqa cırılmamış yelkən verdi üsyanım

Yoxsa fırtına         Nuha yardım etmədi!?

Buzlaqdan doğulan bu fırlatdığın

Dağdan azaltmayacaq

Dənizdən doğulan göz yaşı qalmaz

Gələcək daşqından qorunmuş olmayacaqsan

Yanlış düşə batma       

          Ki hər nə dedin vurnuxma idi            

             Yatmaq vaxti əsnəməsi idi

Bir qulaq hazırla ki

Zəkanın qarşısında otursun

Bəstələdiyin güzgü                    

           Sənin üçün nitqi ekranda göstərir 

Şirinlik ki qulağının arxasına bal çəkməz

Sənin sevgin səndən sənə sevgisi daha çoxdur

Etiraf et

Anlamsız Fərhad Olacağdım

Pərvizin keçmişini oğurlamamışdımsa

Qulaqlığı dağıtma!                             

                  Qaldırmayacaqlar!

Mənim vəsiqəsim surət deyildir

Belə məni adamlardan soruşurlar ki

Soruları bütü          qapı önündədir

Bir boş əl düzəldibər ki

Başqa evin qapısını döyməkdədir

Artıq tapılmayacaq

Kimsə məndə tapmayacaq               

              Sən gələnə qədər


Şiirler | Yorumlar(1) | 257 bakış

Si-K-iM

Haziran 20, 2009 0:00 Yazar: Saeed Ahmadzadeh Ardabili

Şair : Ali Abdolrezaei

Çevirən : Saeed Ahmadzadeh Ardabili

Ali Abdolrezaei


Gərçi gedirəm

Düzünü yazacağam

           Sulu amından   bu dardan!

Soruşma o gecə başıma nələr gəldi

Bir kommunistəm ki          yazımda sikişirəm

Bütünüm

               Sonum

                           Si-K-iM dir


Şiirler | Yorumlar(1) | 332 bakış

Poeziyanın Riski

Mayıs 15, 2009 0:00 Yazar: Saeed Ahmadzadeh Ardabili

Sürgün Yazıçılar Göstərirlər:

London Skool ilə Bir Gecə

London Skool


 

Poeziyanın Riski poeziyanın kollajını çatdırır, ədəbi nəzəriyyə, surətlər, fantaziya, səslər, musiqi, sürgün, ilk və sonra -London Skool ilə çoxdilli şairlər və tənqidçilərin avant guarde qrupu poeziyanı yaratmağa və dillərin birləşməsindən mətn, janrlar və normaların sakitliyini ardıcıl təhlükəyə məruz qoymaq üçün həyat tərzləri və ədəbi janrın standartlarını silkələyir, bir birlərinə yaxınlaşdıraraq, Ali Abdolrezaei, Parham Shahrjerdi, Abol Froushan, Mansur Pooyan, Riskdə yeni istiqamətləri təklif etməkdədilər. Onların məqsədləri İngilisin, İranın, Fransanın və… aralarında ədəbi mübadilədən poeziyanın qloballaşmasıdır, (www.POETRYMAG.ws)-ın ən axırıncı buraxılışında 7 dil sürgünün kontekstində tərcümədən və analizdən diridir. Hadisədə Parhamın çoxdilli kitabının nəşri münasibətilədir.

Bazar ertəsi 1 iyun 2009 7:30pm-də

Poeziya Cafə

22 Betterton Street, London WC2

Burada görün


Yazılar | Yorumlar(0) | 379 bakış

Xalqın Şeir Söyləvi

Mart 15, 2009 0:00 Yazar: Saeed Ahmadzadeh Ardabili

Şair : Ali Abdolrezaei

Çevirən : Saeed Ahmadzadeh Ardabili

 Xalqın Şeir Söyləvi

Aydin Ziaei'ə dərin sayğılarla


Çevirini Yüklə

Şiirler | Yorumlar(3) | 333 bakış

Mən Komunistəm!

Mart 10, 2009 0:00 Yazar: Saeed Ahmadzadeh Ardabili

Şair : Ali Abdolrezaei

Çevirən : Saeed Ahmadzadeh Ardabili

Ali Abdolrezaei


Səni lap çox sevirəm əllərim ilə

 

Qucaq ətrafında qapım var

 

Qadınım ilə çiyin çiyinə yatdım

 

Və qaranlıq səhərin gələcək durumunda arzulandım

 

Bir günbəzin aşağı ətrafda yürüdüm

 

Bir basit qədər yaya

 

                         Kəskin bucaqlara cansıxıcı

 

Bir qadının belki qaranlıq yollarını yola döndüm

 

Girdim ki çıxam

 

Çıxdım ki girəm

 

Küfrləndim feminist qadınımın gözlərinə ki

 

Adət üzrə kişisinə saygı göstərmir

 

Alışqanlıqları etmir

 

Etməsin!

 

Mən Komunistəm!

 

Böyləysə birləşmiş görüşlərdə yalnız mən təkəm!

 

Kişisəl seçimində ki                         qadınam!

 

Cənabları etmirəm

Ki hər kişi biçimindən çıxımış olam

 

Ki yaxşıların yaxşısı olmuş olam       yaxşı oldu?

  

Qadını çalmayan kişi

 

Ölümü tərk etməyən kişi dəyiləm mən!

 

Bir yataqı bölmüşəm qadınımla aramızda

 

Ki çox dostcasına əllərimdə

 

Onunla daima sürüşürəm

 

Bir tanrını itaət etmək ki İsa sürə

 

Merini örtüləndırdı

Onu soyundurmadı     həmən duş altda içinə qoydu

 

                              Daha qoymayacağam

 

Merinin dodaqlarına                       ağızına

 

İncildə söylənib

 

Heç bir dodaq asla toxunmamışdır

 

Qoymağ zamanına qədər ki

 

Tanrı çox tələsmışdır

 

Kim bilir bəlkə İsa'da sikişdən yaranıbdır

 

Ki topraqı bıraxıb       nə bilim!

 

Mən belə düşünürəm

 

Kişi ilə buluşmayan qadın

 

Mənə saygı göstərməyən      qadın deyil!

 

Molla Ömərin Kabul'da oxumuş

 

                                        Duasıdır!


Şiirler | Yorumlar(0) | 409 bakış

Kimse Yoktu , Hiç Kimse Yoktu

Ocak 30, 2009 0:00 Yazar: Saeed Ahmadzadeh Ardabili

Şair : Saeed Ahmadzadeh Ardabili

Çeviren : M. Bülent Kılıç

m. bülent kılıçM. Bülent Kılıç


.Onu yeniden uyandır dedin.

.Yararı yok biliyorsun dedin.

.Hiçbir şey malum değil dedin.

.Karın yağdığı geceler sabaha kadar uyanık kalıyordun dedin.

.Seni rüyamda görüyordum dedim.

.Kapanmış bir mevzuu uzatalım dedin.

.Belki kışkırtıcı bir şeyler söylerim dedin.

.Olabildiğince yüksek bir sesle dedin.

.Gelen günün son dakikalarına doğru kargaya dönüşeceksin dedin.

.Bu duvar yıkılmakta dedin.

.Bu itiraflar hiçbir şeyi çözmüyor dedin.

.Öylece bir başıma dikilmiştim dedin.

.Kimse telefon açmadı dedin.

.Biri bir başkasının yerine baktı dedin.

.Gömleğinin yakasından bir düğme düştü dedin.

.Mutlaka telefon edersin dedin.

.Yarın kar geliyor dedin.

.Hala daha bana el sallıyordu dedin.

.Ben geri dönerim dedin.

.Kapıyı kilitledim dedin.

.Gel biraz konuşalım dedin.

.Bunu kendime dedim dedin.

.İnsan hırsızları ak giyinmişlerdi dedin.

.On dakika daha erken ulaştın dedin.

.Mecbur kaldım bir şey söylemeye dedin.

.Ahizeyi kaldırdım dedin.

.Tamamen uyku bastırıncaya kadar dedin.

.Bu teki daha güzel dedin.

.Kimse yoktu hiç kimse yoktu dedin.

.Yakmıştı elini dedin.

.Kendime deyip sonra da cevapladım dedin.

.Gözlerimde şekillenmiş dedin..Belki kan kokusu dedin.

.Yatakta uyumuştum sırtım kapıya dönük dedin.


Şiirler | Yorumlar(3) | 367 bakış
saeidpoetry@yahoo.com 

Sansür

Ocak 30, 2009 0:00 Yazar: Saeed Ahmadzadeh Ardabili

Şair : Ali Abdolrezaei

Çeviren : Saeed Ahmadzadeh Ardabili

Ali Abdolrezaei


Kelimelerimi hep beraber öldürende       

                                              Son satırın önsözün kestiler 

Ve kan               mürekkeb gibi            kağıta can yakıcı olup

Ölümdür             sayfa üstüne uzanmakta olan

Ve yaşamak       açık bırakılmış bir pencere ki   taş ono öldürdü

Yeni bir tüfek dünyanı yok olmaya ulaştırıp

Ve ben ki           eşya gibi bu sokağın kapılarına tanışam

Hâlâ ayni küçük odayam ki evden göç etti 

Yaşamımda kalemim gibi bu sayfanın satırlarıla anneleşmişem

Kedi kolları oynamaktadır hâlâ                                            

                                        Ki doldurulmuş delige              

                                               Sıçan koştursun 

Okulda yaptığım okumağın peşinde

Daha sevgili Sârâ'ma varlı deyilem

Yeni ödevimi yapmak    etmekdeyim

Silin siz

Ve bu şiirin sonunda yıkılacak kızda                              

                       Bir ev bina edin      

Yarası açık olmuş kapıdan dolu

Ve ölümün iç içesinden

                  Bir oda gibi gitmiş olsun bu evden ki mutlu oldu

Bir kız ki        beni akraba istemiş olsun                       

Tohum serpsin sesinde          huzurumu dilesin                        

                           Ve boybosunun tekkesinde           

Dolansın dayanmadan dolansın gözlerim yeniden derviş etsin beni

Gözler

Bu bomboş delikler

İki insan arasındaki oyunda ne kader bülbüldüler             

Ne kader varlığın bu başında ki varam fazla o başliyam

Hepsi İran'dılar

Atağrı         anağrı       arkadağrım!

Benim halım ağrıdan kötüdür

Yazmak benden fazla yazıktır

Ve London ki      süslenmış iklimi var hâlâ

Kız kardeş gibi bekliyor                         

               Ölüm bedenim üste uzansın                                   

                               Ki yaşamak yeniden beni öldürsün 

Kelimelerinin sırası uzun olmuş şaire yüreğim yanıyor

Budaksız serçeye ki cıvıldaması boğazında şişip

        Dinlenmeye elektrik teli olmayan kargaya

                                               Kendime ki         

                             Işık gibi evden gitmişem 

Bir insan idim

Yanlış yaptım ve şair oldum !


Şiirler | Yorumlar(0) | 269 bakış

Tavan

Ocak 30, 2009 0:00 Yazar: Saeed Ahmadzadeh Ardabili

Şair : Ali Abdolrezaei

Çeviren : Saeed Ahmadzadeh Ardabili

Ali Abdolrezaei


Hatta eğer tavan olsa ya kısa
               Köpek olsa ama kısa ayak
Toplanmış odanın bir somyası var
Ki bazen dört kişi
Ve ya hatta dört kişi
Havuzunun ortasında yüzmeğe güçlüdüler

Ben bir kişiyim
Ve o üç kişinin yerin bir kıza vermeğe hazırım
Ki hazırdı
            Beni onu uyuyan uykuya götüre

Bir uyku ki        kızı
Sahip olmadığı evte
Sahip ola bildiği kıza
Sahip olduğu evte düşünmeğe hazır olsun

Ben o evem
Ve bir kapıtan geçmişim
Ki senin gözünde açılıyor
Benim gözümü uyu
Benim uykumu gör
Karar vermişem senden sonra
                                      Sana gönül verem!

Şiirler | Yorumlar(0) | 285 bakış

Tehlikeli Yaşamın Dilsel Durumu

Ocak 30, 2009 0:00 Yazar: Saeed Ahmadzadeh Ardabili

Yazar : Saeed Ahmadzadeh Ardabili

Tehlikede Yaşam Kitapı Üzerine

Tehlikede Yaşam


Ali Abdolrezaei nin şiiri tehlikeli yaşamın dilsel durumudur. Bu şiirin en sonunda kelimeye dayandığı bir kan ve anlayış var. O iktidar dilinin tahakkümünden kurtararak kendinde doğrulanan bir olguyu durumuna getirir.Verili gerçekliği paranteze alır, yapıştırılmış anlamlardan soyar, yeniden anlamlandırır. Bu, dünyayı ( eşyayı, insanı, olguyu, süreci , tarihi) anlama/ anlamlandırma ve oradan varoluşu dayanılır bakımından en ileri insanî eylemlilik olduğunu söylemek bile fazla.

 

Abdolrezaei nin anlamlandırma sürecinde elindeki biricik malzeme Dil’ dir. İktidarı önce dil dizgesinde bozar. Tebliğ eden değil, anlamaya çalışan bir epistemolojik süreçtir bu. Dildeki gösterge düzeneğini tahrip etmek üzere sözcük ilişkilerini yeniden  kurar, imge olanağıyla gerçeklediği  bağlılaşık  alamında yeni bir bilgibiçimi oluşturur. Bütün şiirsel öğeleri bunun için eşgüdümle örgütler, biçimler ve dili kendi mülkiyetine alır.

 

Abdolrezaei nin şiiri dilsel bir kurgudur ; yapılan  bir şeydir ve kısa kesitlerde kendiliğinden  gibi gözüken süreçlerde bile, bilincin / sezginin /deneyimin / bilinçaltı düzeylerin / tarihselin / toplumsalın yönlendirici denetimi, etkisi, izi vardır. Hele şiirin yapısına dönük uzun çalışma sırasında hiçbir şey kendiliğinden değildir. Kimi durumlarda  beklenmedik hız kazanan süreçlerin bile berisindeki zihinsel hazırlık, bazen Abdolrezaei nin bile ayırdına varamadığı biçimde işler, işlemiştir. İmgesel düzeneğin bütünlüklü işleyişi, sözcük ilintileri, anlamsal / sessel ritmik yapılanma, şiir cümleciği / dize kurgusundaki işlevsellik ve sonuçta ayak basılan anlamlandırna  eşiği, yapılan işin irade boyutunu vurgular.

 

Bu bilgi, anlamlandırmanın diyalektik sarmalında dönüşmüş, biricik ve ilk kez kılınarak estetize edilmiş durumda okura sunulur. Bu bildirişimin yapılanışı  elbette başka disiplinlerce çözümlenebilir ; yani konu dili çözümlemek üzere bir üstdil içinden konuşulabilir. Ancak, Dil’in Söz’e dönüştüğü her kertede öteki  vardır :  Söz, dilin gerçekleşmesidir ve  somut olmasa da bir alımlayıcıya yöneliktir.

 

Abdolrezaei nin şiirinde yazınsal bir kendilik ya da varlık, özneler arası ve toplumsal ilişkiler düzeyinde gerçekleşir. Bu nedenle onu ne anlamdan ne de geniş anlamda bir bildiriden soyutlayabilir. Bir toplumsal ilişkiyi biçimleyen dilsel / ideolojik işleyişi benimseyebilir, yadsıyabilir, eleştirebilir; ama onu yok sayamaz. Bu ne demektir ? Dil’in kendisi bir toplumsal olgu ise ve onu gerçekleyen söz özneler arası bir  bildirişim sağlıyorsa, verili mantığın ve anlamlandırma düzeyinin ne kadar dışına çıksa da, Abdolrezaei nin şiiri de dilsel / toplumsal bir olgudur ve kendi gerçekliğini bildirir. O öncelikle bu kılıfı yırtmıştır . Her durumda gerçekliğin anlamlandırılması, kurgulanması ve sonuçta iletilmesi için biricik olanak Dil’ dir ; onun toplumsallığı, bildirişim işlevi ve dizge içi/ dışı  anlam bağıntısı bir an bile gözden kaçırılmamalıdır. Fetişleştirilen her şey gibi , fetişleştirilen dil de önce kendini boşaltır; yani  insanın evrenini saçma kılar.

 

Abdolrezaei dil’ e bağışladığı bütün sıfatlar, bir  aşkınlaştırma çabasıdır ve poetik örgünün birçok kertesinde tökezler. Oysa dile kendiliğindenlik verme çabasında bile bilinçlilik vardır. Dil’i aşma çabası , verili anlamı kırma, iktidarın / tahakkümün dile çökelttiği ideolojik vargıları açığa çıkarma iradesi bütünüyle iletişimsel bir amaçlılığın altını çizer . Bu amaçlılığın verili dizge iktidarınca şizofrenik bulunmasının yeterince anlaşılır nedenleri vardır.

 

Abdolrezaei bu bağlamda bir benzetme olanağı verir ama benzetmenin sorumluluk sınırlarını gözetmek koşuluyla. Dil’e ve anlama ilişkin poetik yüzleşmeye dayanmayan ve şiirin dilsel, kurgusal, toplumsal bir yapı olduğunu,dolayısıyla toplumsal dolayımını karartan nice deneyimler,sıradan bir yaşam bilgisi olarak anımsanabilir. Öte yandan, gerçekten de  bir yaratıcı iradenin bunları deneyimleyerek dizge dışı süreçlere giriş- çıkış yapması elbette bir olanak.

 

Demek ki Abdolrezaei , dilin tehlekelerini yazır. Anlamlandırma sancısı, dilinin verili kullanımını bozdu. Dil yalnızca anlam ileten değil, anlam kuran bir dizgedir. Bütün iktidar ilişkileri, bütün epistemik manipülasyonlar dil üzerinden, onun olanakları içinden yapılıyor.

 

Abdolrezaei bunu kırmak üzere eşiğden başlayarak dilin masumiyetini geri vermeye çalışıyor. Dil de her türlü iktidar tahakkümünden kurtuluyor ve imgesel düzenekten bakir anlamlara sızıyor. Tam  bu noktada , ipin ucunu kaçırmamak için anımsayalım : Abdolrezaei nin şiiri, toplumsal bir kategoridir ve değişik kullanımlarda bildirişim sağlar. Bu hatta aşkınlaştırılmadan konuşulmalı, açımlanmalıdır.

 

Abdolrezaei bilginin kendi üzerine dönük bir olanağı için paranteze alma  kavramını geliştirir. Bunun, bütün hazır bilgilerin dışına çıkmayı amaçladığı söylenebilir ki , buradan başlayarak şiirin ve şiirde dil kullanımının eşiğine basıyoruz. Abdolrezaei bir başlangıç kertesi olarak, aşkın olmayan ( kendinde doğrulanan ) bir olgu arar ve düşünme kavramının altını çizer. Düşünme ‘ nin kendisi şüphesizdir, yani içkindir. Kendinden başka hiçbir şeyi göstermediği, kendi dışında hiçbir şeyi kastetmediği ve burada kastedilen şey de tam olarak kendi halinde verilmiş olduğu için kuşku dışı sayılır. Bildirisi kendi üzerinde odaklanmayan hiçbir yazınsal cümle yoktur.

 

Abdolrezaei nin şiirinde anlam kendi üzerinde odaklanmıştır, dışarıdan doğrulanmaz, kendinden başkasını göstermez. Kısaca : Şiirin kendisi bir olgu olarak içkin ‘dir ve onu aşkınlaştırma ( kendisini göremeyen duruma sokma )  çabaları, eğer bir bilgisizliği örtme amacını gütmüyorsa, çağdaş veriler karşısında çocukçadır ve en iyi niyetle, zarar verebilecek bir oyundur, gereksiz bir retoriktir.

 

Abdolrezaei artık tam bir entelektüel uğraş olmuştur : Okuyan, izleyen, anlamaya çalışan, dönüştürmeye uğraşan, belki fazlasıyla kırgın / yorgun ama kesinlikle “ safra “ olmayan, kemirmeyen, saldırgan olmayan ama savunan, bunun için gerekli donanıma talip bir şair portresi çiziyorum.

 

Ali Abdolrezaei nin yazılan her şiiri, yeni bir anlamlandırma olanağı halinde şimdiyi ve geçmişi sorguluyor; sürekli yeniden yapılanan bir geçmiş karşısında şimdiye dair her eşik bir uçurum. Bütün basitliği, sıradanlığı, yanlışlığı, eşsizliği, biricikliği ve lanetiyle, saçmalığıyla kendi hayatımız. Şiirin asitine yatırıp sonucu merakla beklediğimiz o kurtlanmış meşin ! Ötekileşmek, ötekini " ben " kılabilmek, bin bir sözle ve söylemle kirletilmiş dil’de bakir bir çığlık deliği açabilmek, paramparça bir aynada kendi yüzünü biçimlemeye çalışmak ve…pes!


Yazılar | Yorumlar(0) | 256 bakış

Sikiş Dansı ve Parantezler

Ocak 30, 2009 0:00 Yazar: Saeed Ahmadzadeh Ardabili

Yazar : Saeed Ahmadzadeh Ardabili

Kandoma Bükülmüş Hediye Kitapı Üzerine

Kandoma Bükülmüş Hediye


Ali Abdolrezaei nin eserlerine bakınca, ilk günden bugüne, porno aşkın çok önemli bir yer tuttuğunu görüyorum. Porno, yapıtın neredeyse her parçasına sinmiş; yapıtaşı, ilham, konu, hayatın bir parçası olarak, metafor olarak tekrar tekrar kullanılmış. Abdolrezaei yapıtının paramparça bütünlüğünü taşıyan "Kandoma Bükülmüş Hediye"den birkaçı, doğrudan doğruya seksle ilgili. Abdolrezaei nin şiir ve düzyazı üslubunun Farsca edebiyatın en "seksi" ve kendine has üsluplarından biri olduğu söylenebilir. Bu üslubun ortaya çıkmasında, ola ki, en önemli unsurlardan biri, Abdolrezaei nin seks, seks-edebiyat-sanat ilişkileriyle hem yapıtı içinde, hem de kişisel düzeyde kurduğu yakın ilişkidir: ben bu yazıda Ali Abdolrezaei - porno ilişkisi için özet bir çerçeve sunarak, bu yargıyı değerlendirmeyi okura bırakıyorum.   Andığım seks konusun, porno-edebiyata doğru şiirde, hayata bir uyum gölgesi düşürmek için nasıl yansıdığına bakıyorum; bu yazının esasen paylaşıpta açılmış parantezlerden oluşmasının nedeni, bu.

 Abdolrezaei nin birçok kitabı ve şiirinde seks yapı unsurlarını kimi zaman doğrudan doğruya, kimi zaman da çağrışım yoluyla kullandığını görüyoruz; ama ayrıntılara girmeden önce, porno-şiir denkliği konusunda sözü  bırakacağım.

 Seksin en temel, en ilkel unsurları tempo ve ritm. Ali Abdolrezaei, Bu unsurları şiirin de en önemli unsurları olarak gördüğünü tekrar tekrar vurguluyor: tempo uğrunda sözcüklerin ve noktalama işaretlerinin değişebileceğinden dem vuruyor: Şiir önce ritm'dir.

 Bu konuda, yazının başındaki ve sonundaki göndermelerden, Abdolrezaei nin, şiirinde "Sikiş Dansı"n parçanın temposuyla, hatta mümkün olmasa da! parçanın süresiyle aynı zamanda okunacak bir hızda okunmasını istediğini görüyoruz.

 Seksin, kadının "müziği", ezgisi, uyumu ne olabilir? Burada şiirle kurulan eşdeğerlik geçerli midir? Hem de nasıl. Öncelikle, Sikişin sertliği, yumuşaklığı, uzunluğu, kısalığı, çağrıştırdıkları ses, duygu kendi başlarına birer "müzikal" efekt yaratmaya yeterli.

 Porno "uyumlu" dediğimiz notalar, aslında oldukça sıradan bir fiziksel mekanizmanın sonucunda "uyumlu" oluyorlar; her adamın içinde, kendi frekansının iki, üç, dört, beş... katı doğal olarak saklı; her kes, öncelikle içinde saklı olan bu seslerle, sonra da içinde saklı olan seslerin içinde saklı olan seslerle "doğal" olarak uyumlu.

 Sikiş Dansı, Ali Abdolrezaei için önemli bir konu. Abdolrezaei nin birçok şiiri ve düzyazısı doğrudan doğruya bir seks arayışı ile yazılmış. Şiiri sekste olduğu gibi, sesleri aynı anda duyarak okumak mümkün olmasa da, Abdolrezaei nin okuyucunun zihninde bu metinlerin birbiri ile aynı anda çarpışmasını istediği belli.

 Abdolrezaei le anılan metinler dışında kalanların hemen hemen hepsinde de, metnin derkenarından ikinci bir ses mırıldandıyor: kimi zaman parantezler açıyor, kimi zaman o zaman yazılmış metne bugünün gözüyle bakan dipnotlar veriyor . Ama bu dipnotlar metnin dibinde değil de, derkenarında. Porno bilgi'de metnin içiçe geçmiş bölümlerinin dilbilgisi kipleri yoluyla değişik seslere ayrıldığına daha önce dikkat çekmiştim.

 "Kandoma Bükülmüş Hediye" nin akışını takip edince Abdolrezaei 'nin "porno" yazmaya en çok yaklaştığı olduğunu görüyoruz; birleşip tek sesten konuştukları bölümler, birinin susup birinin konuştuğu, birinin diğerinin devam ettirdiği ya da karşı çıktığı, "seks" ve içerik olarak birbirinin yansıması özelliği taşıyan sözcüklerin bir sesbirliği ya da kontrpuan yarattığı satırlar var.

 Porno şiirin organik bir parçası olduğu yukarıdaki örneğin yanında, eldeki metinle yanyana dinlenmesi / görülmesi / düşünülmesi gereken bir bestenin notasının Abdolrezaei eserine katılması tekrar tekrar karşımıza çıkan bir yöntem.

 Çokseslilik deyince, Ali Abdolrezaei nin konusu defalarca döndüğü konulardan biri, kendi kendisinin değişik halleriyle kovalamaca oynaması olduğunu vurgulamak istiyorum. Önce konuyu duyuyoruz, sonra başka bir seste daha ince ve biraz değişmiş olarak, başka bir seste daha kalın olarak ortaya çıkıyor. Sonra, gelişme bölümü boyunca, sesler birbirine karışıyor, ama konu tekrar tekrar ortaya çıkıyor; konunun daha yavaş ya da daha hızlı ortaya çıktığı anlar olabilir, konu tepetaklak olabilir ; bir konusu değil iki konusu olabilir... Genellikle, sonlara doğru bütün sesler uyumlu bir akorda anlaşıp bir süre duruyorlar . sonra tekrar başlayıp, konuyu bir kere daha söyleyip, susuyorlar. Bütün bu yapının edebiyatçılar, düşünürler ne kadar çekici olabileceği açık, bir çok örneği de var.

 "Kandoma Bükülmüş Hediye" nin bir aşk ilişkisinin başlangıcındaki anlar etrafında dönerken, bir yandan da Abdolrezaei ile ilgili aşkların önemli bir kısmını saydığını görebiliyoruz . bence, bu seri, Abdolrezaei yapıtının anahtarlarından biri. Pes sonradan yazılması üzerine adam ve kadınının porno anlarını izlemeyi sürdürüyorlar. Bütün bu şiirlerde, fikirlerin aynı zamanda sikişmeleri bir üslupta kovalamaca da oynadıklarını görebiliyoruz; yine de, bu şiirler yapısal bütünlüğüne ulaşmak için çok kısalar.

 Abdolrezaei nin psikiyatrideki seks anlamı, şiirlerde de bir çağrışım olarak yer alıyorsa, ana konularından birini oluşturuyor. "Kandoma Bükülmüş Hediye" hem yukarıda anıldığı gibi değişik gramer kiplerinin işaret ettiği çokseslilik, hem de konuların kitap boyunca değişik düzeylerde tekrar ortaya çıkmasının yarattığı yapısı ile, seksi Abdolrezaei yapıtında bir yapıtaşı olarak kullanıldığı en geniş hacimli eserlerden biri.

 Seksin dinamik unsurlarının kullanılışı da önemli. Yazdığı şiirlerdeki ses yüksekliğinin değişmesinden sözederken Abdolrezaei nin porno terimleriyle düşündüğünü, özellikle de sıcak sıcakk kadından sözettiğini görebiliyoruz.

 Sanki sessizlikten yavaş yavaş yükselir gibi koyulaşarak ortaya çıkmalarına bakın: burada seksin yükselmesi kullanılan mürekkebin rengi ile sağlanmış. Ve de ne zaman başladığı bile anlaşılamayan bir uğultudan doğmasını andırıyor.

 "Kandoma Bükülmüş Hediye" nin sorusuyla hissedilen bir seks ile Abdolrezaei yıllardaki temel konularını haykırmaya başlıyor: seksi ekmek, seksi korumak adına yapılanlar. O şiirinde çoğunlukla bir durumu, bir hayatı, bir insanı anlatıyor.

 Ali Abdolrezaei nin şiirlerinde sıcak sıcak sesler anılması dikkat çekici; şiiri okurken kafamızda nasıl bir ses dünyasının oluşmasını beklediği konusunda önemli ipuçları. Şiir, kimi zaman da porno bir metafor olarak da çıkıyor karşımıza.

 Sonra, sikiş sesi demiştik. Bir de seks olmayan, ama seksle, seks terimleriyle ilişkisi olan, şiirin sınırında, arka yüzünde duran, sessizlik var: hem olumlu, hem olumsuz anlamıyla sessizlik. Zaten önce sessizlikten bahsederek söz başlıyor.

 Seksin bittiği, artık seks olmadığı, mümkün seks olmadığı; tekinsiz, korkutan, rahatsız edici bir seks olduğu anlarda kullandığı sesi "Kandoma Bükülmüş Hediye" de düşünüyoruz.

 

En karanlık konuya dokunma vakti geldi: Ölümüne yazmak. Okununca görünüyor: Ali Abdolrezaei için yazı, "bu dünyaya, bu hayata" karşı durabilmesini sağlayan bir dayanak, bu kaos içinde bir düzen vehmi kurmasını sağlayan bir ev, bir ibadet, bir çile. Nereye kadar, sorusuna "sonuna, sonuma kadar" yanıtını veren bu yazı adamı, inanılan seks üzerinde uzun uzun duruyor, tekrar tekrar dan bahsediyor.


Yazılar | Yorumlar(0) | 2900 bakış

Abdolrezaei Olmasaydı Eksik Kalacaktık

Ocak 30, 2009 0:00 Yazar: Saeed Ahmadzadeh Ardabili

Yazar : Saeed Ahmadzadeh Ardabili

Abdolrezaei'nin Terör Şiiri Üzerine

Ali Abdolrezaei


Ali Abdolrezaei nin şiirinde "ben" kelimesi dört başı mamur bir bireyi, tamamlanmış bir özneyi değil, nesnelerin dünyasında bir nesneyi ifade eder, materyaldir. Ancak bir "ben"in şiire girişiyle, şiire giren "yanlış bilgi"nin dozu hafifletilebilecektir. Büyük bir "gerçek" işçisidir Abdolrezaei, Van Gogh gibi, Sylvia Plath gibi. Şi­irinde sahicilik duygusunu haz vermenin önüne koymuştur.

 

Nietzche'ye göre de gerçeği aramak ormanda ilaç olarak kullanılan bir otu aramaktan farklıdır; ilaç, arayanının kendisi için aranır, oysa gerçek kimsenin işine yarayacak bir şey, bir avuntu değildir. Gerçek her zaman yaşamda kalmayı desteklemez. Gerçeği, o büyük gerçeği aramak gündelik konfordan vazgeçmektir, ama belki sadece ve sade­ce bu konforsuzlukta elde edilebilecek bir hazdan sözedilebilir Abdolrezaei için. Denebilir ki Ali Abdolrezaei olmasaydı Fars insanının dramı da hazzından eksik kalacaktı.

 

Abdolrezaei nin sözü her şeyden önce doğrudur. Şairin sözünün doğru olup olmadığında ki­mi şairler bir türlü anlaşamamışlardır. "Şair sözü yalandır inanma" diye yazan bir şairdir. Şiir yazma işini bir "sahicilik kurma" olarak tanımlarsak anlaşmazlık belki biter: Kurmaca bir sahicilik!

 

Sahicilik, yani "sahte olmamak" şiirsel bir özellikse, bu, bütün şairler için çok gerekli­dir. Denilebilir ki şiir yazmaz hayatla ça­tışır, Ali Abdolrezaei'e göre şiir bir söyleyiş güzelliği değildir; tam tersine şiirin güzelliği, sahicilik arayışının bir fonksiyonudur.

 

Abdolrezaei nin şiirlerin okurken bir kurguyla karşı karşıya olduğumuzu, "sanatın da samimiyetsizlikten doğduğunu" unuturuz. Onun şiirinin bize bir vaadi vardır: Hayatın bur­numuzun dibine yerleştirilmek suretiyle bizden gizlenen büyük sırlarını fısıldayacak, büyük kesinlikleri ve görecelilikleri işaret edecek, yerleşik doğruları sarsacak, umut ya da umutsuzluk önerecektir. "Gerçek" ve "işaret" kelimeleri ne kadar yan yana getirile­bilirse, o "gerçek bir işaret" peşindedir.

 

Ali Abdolrezaei, sıkça kullandığı bu işaret sözcüğünü dilbilimsel bir anlamda kullanmıyor. İşaret bir vektördür, gösteren parmaktır, temel mesele'lerin gösterilmesidir; çağrışım silsilesi olarak tamamen politiktir. Onun yazılarıyla şiirleri, sordukları sorularda kesişirler: insan bu saldırgan dünyaya karşı nasıl direnecektir? Zemini ne olacaktır? Şu veya bu politikanın verebildiği duruşların dışında, ve o politikanın kendisinin de içinde yer aldığı bir bütünlük olarak dünyaya karşı insan nedir? Ali Abdolrezaei sormaz kim olduğunu, bilir ve verdiği cevaba inanmaz. Abdolrezaei nin sonuçta kendine inanmayan bir tarafı vardır, dünyanın herhangi bir şey "yapılarak" daha iyi bir yer haline getirilebileceğine inanmaz: "insan kötüdür, şiir de bu çıkmazdan gelir". Ali Abdolrezaei sık sık kendinden şikâyet etse de, kendini insanı uyandırmaya vakfeder: "insan kötüdür, ama şiirin yapacağı bir şey mutlaka olmalı". Abdolrezaei "hayatta umudun olup olmadığı" sorusuna verilmiş taban tabana zıt cevaplar gibidir.

 

"Şiirleri Abdolrezaei nin sahicilik arayışıdır" dedim, ama bunun vurgusu tam olarak doğru değil, çünkü Abdolrezaei nin "sahicilik arayışında öncelikli olan "sahicilik" değil "arayıştır”. Arayış bir eksikliğe dayanır, arayan kimse tamamlanmamıştır, eksiktir, kastredir. Yu­karıda değindiğim "işaret" kavramı, arayışın nesnesi ve arayış arasındaki kaygıların, korkunun, boşluğun, suçluluğun, üzerinde salınır.

 

Gerçekten parmağa bakmaya gerek yok mu? Parmağın "nasıl" gösterdiğinin bir anla­mı olamaz mı? Göstermenin güzelliği mümkün değil mi? Mümkün, Ali Abdolrezaei po­lemik yapıyor; onun şiiri tam da "gösteren parmakla" ilgilidir, insan arzusu, dile dö­nüştüğü an, talebe indirgendiği için ve talebe indirgenemezliği açısından hiçbir zaman tatmin edilemez, hatta, denebilir ki ortada "ay" yok sadece "gösteren parmak" veya "işaret" vardır. Bunun için "sahicilik" sorusuna tek cevap vermesi beklenebilecek olan da bu yüklendiği imkansız görevi başaramayacak denli gevşek yapılı "dil"dir. Arzuyu içermesi beklenen, ama bunu hiçbir zaman karşılamayan dil, o zaman, sadece "dil" ancak ve ancak bahsettiği şeyden bahsetmiyormuş gibi yaparak, kendini örterek bu imkansız görevi küstürmeyecek, başarmaya yeltenecektir, Ali Abdolrezaei nin şiiri neye ilişkinse ondan uzak durur, nesnesini içermez, sadece eksikliğini vareder.

 

Aslında bir Ali Abdolrezaei şiiri yoktur, tamamlanmış bir şi­iri yoktur ya da onun bütün şiirleri şiirin kendisini değil "şiirin ardını" kasteder, şairin kendisinin işaretleridir. Şiirin arkasında biri durmaktadır; gerektiğinde kendi mükem­melliğini tamamlamak için şiirleri eksik bırakan biri: Şair. Bir şiir arzu duymaz, arzu­yu şairler duyar ve bu ölçekte şiirlerin tamlığı şairlerin tamlığına feda edilir. Şairin sahiciliği şiirdeki sahicilik arayışının garantisi olur ve şiirlerin arasındaki boşluklar şairin kişiliğiyle, kendisiyle doldurulur: Sahiciliğin ölçüsü şairin kişiliğinin bütünlüğü, sahte­likten arınmış olmasıdır, insanın doğumla başlayan parçalanması özneyi şaşmaz bir biçimde bütünlük arayışına mahkum eder. Elbette, bütünlüğü arayan özne kendisini aramaktadır.

 

Yokluğunu hissettiğimiz şey içimizde bulunması gereken "zımni" bütünlük, bütüne ait olma duygusudur. Şiir okumak isteriz, çünkü bütüne, bütünümüze, bütün içindeki yerimize varma zorunluğunu bu insani ve insan dışı aygıtla yenmek isteriz. İnsanın kendisinin de bir parçası olduğu bütünün açıklamasına değil, benimsenmesine giden yol üzerinde şiir vardır. Şiiri bir bütüne ait olduğumuz duygusundan kalkarak okuruz. Her şiir insanın bütüne olan hasretini kamçılar.

"Sahicilik arayışı, arzunun kendisinin aranışıdır ve buradan da bütünlük arayışı doğar" dedim. Devam etmeden önce Adorno'nun "Bütün, gerçek olmayandır" formülünü bu akıl yürütmeye uygularsak, sahici olanın arayışının sahici olmayanın aranmasıyla ay­nı yere çıktığını buluruz, ki Ali Abdolrezaei için bu doğrudur. Lacan burada yardımcı olabilir: Dile sahip insanoğlu için Lacan'ın kullandığı anlamda büyük harfli Gerçek mümkün değildir. Dolayısıyla Ali Abdolrezaei nin şiir alanındaki çalışmalarını bir tür dili kullanarak dilin olmadığı yere varma çabası olarak tanımlayabilirim. Nesnellik diye bir şey varsa, bu insan yavrusunun mutlak bütünlüğü yaşadığı ilk altı ay sonrasında egosunu "keşfederek yitirdiği" bir zaman diliminde vardır Lacan'a göre; Kristeva bu dönemi chora olarak isimlendirir.

Anne bütün arzuların ilk ve nihai karşılığıdır ve yasaktır, insan yavrusu altıncı aydan sonra artık annenin parçası olmadığını anlar ve egosunu aynadaki imgesi olarak bedeninin dışında bulur. Kristeva'ya göre insan yavrusu egosunu ayırdettikten sonradır ki diğer nesneleri egonun üzerinden belirleyebilir. Özne, sırf özne haline geldiği için ve özne haline gelerek bütünlüğe geri dönüş şansını yitirir. Özne, böylece bütünlük ve parçalanma arasında, "ensest yasağının hadım ettiği arzu"yla "epileptik nöbet" arasında, parçalanmış bedenle yabancı imge arasında savrulup durur. "Sahicilik arayışı" aradığı şeyin kendisi olan özne için "yalnız ensest ilişkisinde yani anneyle olan ilişkide tam bir doyum olabilir." Ali Abdolrezaei kendi chora'sına ulaşmak için kendi duyguları ve dilbigisini umutsuzca kullanır.

 

İlksel parça­lanmanın kaynağı annedir, sevgi nesnesi ve cinsel nesne olarak. Freud'a göre bir erkeğin anneyle veya kızkardeşle ensest fikrini kabul etmesi bir ilişkide makul ölçüde başarılı olabilmesi için zorunludur, yoksa aynı kişiyi hem sevip hem arzulamakta aciz kalır: Sevdiği kadınla cinsel-iktidarsız, cinsel ilgi duyduğu kadınla sevgisiz olur. Fars erkeği bu girdabın içine en genç yaşta düşer; kültürümüzde en "ağır" küfürler anaya gönderme yapar.

 

Ali Abdolrezaei nin belki en çok beğenilen ve içinde baba cesedinin oradan oraya savrulduğu "Terör" adlı şiiri bir babanın bastırılmasıyla başlar ve insan bedenine birçok gönderme yaparak ilerler: cesedi, yüzümüz, yüreğimden, ayak-larıma, kanımdaki, yüreğimin, beynimde, ellerimi, dudaklarımdan. Bu cesedin "isyan işaretleri" taşımaktadır ve "Teror" tekrar edilir. 

 

Arzunun peşinde olmak, eksikliğin peşinde olmaktır; "babanın ceseti" her şeyden önce bütün değildir. Bütünleşme arzusunun kendisi ifade edilmez, belki sadece annenin korkutucu sözleriyle anıştırılır. Korkutucu bir anneyle bütünleşme mümkün değildir; acı doğrudan ifade edilmediği halde büyük bir kesinlikle ifade edilmiştir. Parçalanmanın iyice vurgulanması için son bir ayrıntı daha eklenecektir tabloya.

 

Şaire göre parçalanmamak tercih edilebilir bir seçenek değildir, Ali Abdolrezaei aynadaki görüntüsünü bir ressam gibi parça parça kurar ve sonuçta bir giysi gibi içine girer. Parçalanmış, bütün imge arasındaki boşluğun arasında rezonansa giren egonun tercihleri kontrolsüzlükle, yabancılık arasında sıkışmıştır.

 

Acı parçalanmadan gelir; fazla ileriye gitmeye gerek yok, her şeyden önce dilin işe karışmasıyla Gerçek'ten ayrılmıştır insan, istediğini bilmez bildiğini isteyemez, diliyle kendisini yaratmış ve yaratır yaratmaz içinde esir olmuştur; iletişim aracı olarak dil çeşitli söylevlere eklenmekten ibarettir; şiir, sadece şiir, insanın ilk dilini anıştırabilir. Ali Abdolrezaei insanın işte bu parçalanmış kendilik algısını yazar. Bu ancak şiddetle yazılabilir.

 

Ali Abdolrezaei parçalanmayı konuşturarak kendini yeni güne hazırlar, delirmeyi erteler. Şiir böyle bazen bir işe de yarar, ama bu arada içinde daha önce ifade edilmeyen şeylerin ifade edilebildiği yeni bir dil yaratmak zorunda, kendini tehdit eden şeyleri hepimiz tarafından ifade edilebilir kılmak zorunda kalır. Hepimizi besleyen bir yan etki.

 

Neden birçok Farsça şiire "anne" gözyaşlarıyla beraber girer? Neden oğullar anneye sadece "acı" üzerinden yaklaşır? Bilmiyorum. Bildiğim, ama annede eksik olan şey oğulda da eksik olduğu: Phallus. Ensest bütün yasaklanmış arzuları ve büyük eksikliği resmeder, baba parçalanmanın mutlak kural koyucusu olarak görevini yerine getirir. Anne ağlamaz, neticede ağlayan oğuldur ve eksiklik anneyle paylaşılmaktadır. Dolayısıyla anne arzunun tatmin edilmesinin imkansızlığını temsil eder, ve bunun sonucu olan bir hüznü.

 

Bizi şu ana ve buraya çakabilecek tek şey şiir olabilir, Ali Abdolrezaei nin gür sesinin çivileri buradan gelir: İnsanı bir zamana ve bir yurda bağlamak, yani akıl. Ali Abdolrezaei 'de "ses" şiirin sadece bir unsuru değildir, aklıdır, Ali Abdolrezaei bir yandan "alnında imparatorluklar" taşırken diğer yandan "bilgiç beynini kırıp teneşir tahtası olarak kullanabilir". Onun deliliği en akıllıdan daha akıllı olmak ihtiyacından türer. Akıl bir araçtır, aklı kullanarak aklın maddiliğinden kurtulunca "sahici olanı görebilecektir". Kavramların içeriğinin boşalmasına, anlamını yitirmesine, biçimselleşmesine, hayatın standartlaşmasına ettiği itirazda en öncelikli olarak üzerinde direttiği kavram "insan" kavramıdır. Şiirlerinde sınıflanmaya, etiketlenmeye karşı bir "insan" fikrinin peşindedir. Doğrular insana ait kılınmalıdır. "Bütün sevinç ve hazlar bir nihai doğruya duyulan inanca bağlı"dır. Nihai doğru hep şiirin dışında, ulaşılmaz, sadece sezdirilebilir olmalıdır; arzu böyle davranır. Bu, Ali Abdolrezaei nin gücüdür, Ali Abdolrezaei'den arzu duymayı, eksiklikler yaratmayı, boşluklar tasarlamayı öğrenebiliriz.

 

Bunların ifadesi çok güçlü, çok akıllı, çok haklı bir sesle , Ali Abdolrezaei nin belki de gerçekten parçalandığı noktayı işaretler. Şiiri, kendisinin de çeşitli yerlerde ifade ettiği gibi gerçekten bir dilsizliğin ifadesiyse, bu fazla güçlü bir ifadeyle seslendirilmekte değil midir? Ali Abdolrezaei nin şiirindeki "sahiciliklerle" bunları seslendiriş tarzı taban tabana zıt; şiirinin bildirisiyle (bu bildiri belirsiz olsa da) sesi arasında bir yarılmadan bile söz edilebilir. Gerçekten kekeme biri, yaşamayı bilmeyen, eve dönerken yolunu şa­şıran biri konuşmaz onun şiirinde; tam tersine konuşan, gür sesli, cesur, öfkeli, bil­ge, güçlü biridir.

 Güçlü ve yaralı. Bu tanıma uyan bir grup insan, İran'da yaşanmış bir çağın insanı var: Ali Abdolrezaei en çok (sol ve sağ) politik bağlanmalara girmiş yani iç dünyasında bir bütünlüğü aramış, bulamamış; bulduğu sadece "dünya" olmuş, onu da beğenmemiş bir insanda tam karşılığını bulur; onların narsistik yaralarını "görür". Ancak (Gerçeği aramak ormanda ilaç olarak kullanılan bir otu aramaktan farklıdır.) Ali Abdolrezaei'den bunu öğrenmemeliyiz.

"Terör"  şiiri son zamanlarda benimle beraber dolaşıyor, çok güzel, ama düşünmeden edemiyorum: bir itirafla sarılmış birinin ses tonu mu bu? Değil. Elbette sahiciliğin peşinde olmak sahici bir durum olmak zorunda değildir; Ali Abdolrezaei nin bağlanmakla ilgili sorunları olduğunu herkes biliyor, Ali Abdolrezaei sosyalist hareket içinde bulunmaktan vazgeçerken bunu sessiz sedasız gerçekleştirdi. Susuzluğunu İslamcılık da giderememiş görünüyor; ancak bu sefer hüzün verici bir gösteriş içinde davrandı.

 

Şimdi yaşlanmış bir acılaşan ses tonunu duyuyoruz. Farsça şiir yazanların (şiirleriyle) hesaplaşması gereken birinci Fars Şairidir Ali Abdolrezaei: O son 10 yıldır son 20 yılın en büyük Fars Şairindir! Onu tahtından benim kuşağımın indirmesi gerekirdi, yap(a)madık; bu yazıya gecikmiş bir vefa borcunun ödenmesi olarak bakılsın.

 

Burada, diğer yazılarımda olduğu gibi, psikolojinin bazı kavramlarıyla şiir arasına gevşek bağlar çekmeye çabaladım. Bu çaba o şiiri anlamlandırabilme yolunda yeni bir bakış sunabilirse yeterince başarılıdır. Büyük bir şiir ele geçmez, ve kendini ele geçirmeye yeltenen bilekleri büker.

 

Şiirde insani bir bütünlük aranmaya devam edilecekse, artık bu sadece parçalanmanın en uca götürülmesiyle elde edilecek bir bütünlük olabilir, Ali Abdolrezaei şiiri arzu­nun dinamikleriyle ilgilenir, parçalanmanın eşiğine kadar gelir, burası ürktüğü yer­dir. Şairler dünyasının kuralıdır: Duran şairaneleşir. Ali Abdolrezaei parçalanmayı dile ta­şımamış, belki bu en derinlerdeki parçalanma işaretlerini bulup çıkarma işini ken­dinden sonrakilere bırakmıştır. Fars Şiirinde Ali Abdolrezaei 'la başlayan bu çizginin son yıllarda çok geniş bir kabul gördüğünü, fazla kabul gördüğünü; kendinden son­ra şiir yazılmasını zorlaştıran, narkotik bir etki yarattığına inanıyorum.

 Ali Abdolrezaei nin sahicilik arayışının duraladığı an, şiirinin güçlü sesiyle belirsiz bildirisi­nin birbirini ittiği andır. Her belirsiz bildirinin belirsiz bir dili vardır, sağlam ve şaira­ne bir ses tonuyla her şeyi, özellikle de marazı bildirebileceğini düşünmek günümüz­de bir vehim niteliği taşıyor. O, sağlamlığından feragat edememiş, şiirlerinde hemen anlama koşmuş, biçimsel denemelere girmek, risk almak konusunda atılgan davrana­mamıştır, onun için de Ali Abdolrezaei olabilmiştir.

Yazılar | Yorumlar(0) | 208 bakış

Yalın Anlamın Sonu ve Sonrası

Ocak 30, 2009 0:00 Yazar: Saeed Ahmadzadeh Ardabili

Yazar : Saeed Ahmadzadeh Ardabili

Abdolrezaei'nin Sansür Şiiri Üzerine

Saeed Ahmadzadeh Ardabili


Her şiirin bir oluşum süreci vardır. Bu oluşum sürecinde son görünüm, süt ve kaymak gibidir. Şiir, bu sürecin kaymağıdır. Süt de bu kaymağın altından alabileceğimiz başka bir ürün ya da kaymak için kaynak. Şiirin geri planında da söz konusu sürece bağlı tarihsel etkileyiciler vardır. Bireyin zihinselini ilgilendiren, onu etkileyen bir tarihselliktir bu. Bu tarihsellik, şairin, şiiri için özel çevrenini oluşturur. Bu, şiirin tarihselini oluşturan: durum, olay ve olgular bütünüdür. Elbette bir de şairin şiirsel yeteneğini oluşturan zihinseli vardır. Ve her şiir bize, bir yandan yazan bireyin tarihselini, bir yandan da ruhsalını yansıtır. Söz konusu tarihsellik, şiirin kendi içinde anlattığı tarihsel ya da öykü değildir. Bu durumda şiirin bir açık ve gizli tarihseli, bir de açık ve gizli ruhsalı olduğu söylenebilir.


Bir şiiri anlamak, anlamlandırmak bu iki etmenin ortaya çıkarılmasıdır. Bu konuda da okurun deneyimi devreye girer. Genelde şiir diliyle, özelde şairin şiir diliyle ilgili deneyimi ve de yöneldiği şiire ilgisi ve deneyimi. Bu, bazan arka arkaya çıkarımlarla gelişebilir, bazan da çok uzun araştırmalara götürebilir. Bir dilin iletişim içindeki işleyişi, bir aritmetik sorusunun çözülmesi gibidir. Bilinmeyen her öge, şiirin anlamsalına giden yolu tıkayan bir engeldir. Derhal çözülmeyi bekleyen bir engel.


Ali Abdolrezaei nin şiirinde kültürel düzleme baktığımızda doğayla içiçe bir yaşamsal deneyim içindeki kırsal kesim insanının, elden geldiğince yalınlaştırılmış bir anlatım diline tanık oluyoruz. Böylece şairin bir özelliği yalınlık olarak beliriyor. Bu şiirde kendi güçsüzlüğünü, güçsüz bırakılmışlığını yaşamdan aldığı bir işaretle haykıran isyanımsı bir söylem var. Ali Abdolrezaei nin şiiri kırsallığa ve yalınlığa uzanıyor. Yani ilk önce çağrışım düzeyinde kurduğum bu teğet ilişkinin köksel, kökensel bir ilintisi var diye düşünüyorum şimdi. Özelliği ise eylemsellerde kendini hissettiriyor: edilgenlik. Bu edilgenlik, önce olumsuzluk, gücü yetmezlik olarak beliriyor. Sonra da ussallaşmayla, (aslında hem etkin, hem de edilgin bir biçimde takınaklaşan, nehir imgesiyle) etkinleşiyor.


Genel olarak dil, daha ilk basamağında, adlandırma aşamasında bir soyutlamadır. Dış dünyanın, zihnimize “similasyon”larının çıkarılması ve “simile” (benzetilerek aynileştirilmiş) ögeler arası ilişkiler (similasyonun çıkarılması sonucu oluşan bir dizgeler) bütünüdür dil. Dolayısıyla her türlü dil, öncelikle bir soyutlama ve bir değiştirim (yerine başkasını koyma) işlemini içerir. Yani alansal bir kaydırma söz konusudur. Günlük genel iletişim dilinde ise sözcüksel (göstergesel) imge alanına geçilir. Abdolrezaei nin dilinde, yine genel dilden yararlanılmasına karşın, bu dilsel malzemeden yani göstergesel imgelerden yeni birleştirimlere yeni değiştirimlere gidilerek yeni bir düzenleme gerçekleştirilir ve ortaya yeni, özgül bir dil çıkar.


Ali Abdolrezaei özellikle bu şiirinde anlatım tekniği olarak terimlemede kaydırma işlemini kullanmış. Farscada alıştığımız söyleyişleri değiştirmiş.

Dış dünyayı olduğu gibi algılayan biri için farsca olan genel dilin anlatımı "sağım duvar, solum pencere'dir". Ancak dinsel bakışa yerleşen kişi için, sağım(da) Münker, solum(da) Nekir) anlatımına alışık biri için bir düzdeğişmece (métonymie) işlemiyle "sağda olan", "sağ"ın; "solda olan", "sol"un yerine geçirilmiştir. Ayni zamanda bu kulanım bir tekrarı önlemiştir. Daha önce, dizelerinde sağ ve sol kullanılmıştır. Böylece anlatımsal düzlemde bir yoğunlaştırma gerçekleştirilerek, anlamsal düzlemde, hem mekansal anlatım, hem dinsel bürün (örtü), hem de bu dinsel bürünün sürekliliği nedeniyle, duvar ve pencere gibi bir sıkıştırılmış mekan anlatımı sağlayan sözcüklerle Abdolrezaei nin içinde bulunduğu sıkışmışlık ve bu sıkışmışlığın sürekliliği, dolayısıyla, kurtulunamayan, sorunsal sıkıntı ortamı anlatılmıştır.


Bu kaydırmayla oluşan ifade, beden dilsellikten uzaklaşıyor. Bu belki de Ali Abdolrezaei şiirini yapamamasının, (yapmak istememesinin) anlatımıdır. Zaman dönüşümü ise yaşam veren ile yaşamsal olan, yaşamın bir kesiti ömür denkleştirimini, ve bu iki terimin aynileştirildiğini düşündürüyor. Artık şair ölümün yaklaştığının bilincindedir.


Bu dizede "insanin"'in anlamlandırılması anahtar işlevlidir. Şiirde konuşan kişinin muhatap aldığıdır. Insan, iki açıdan değerlendirilebilir, özü itibariyle, niteliği itibariyle. Bu durumda bir tek aşk sözcüğü, hem genel hayata, hem de özel, kendi hayatına iletmiş olur.


Konuşan Abdolrezaei kendisini ifade edebilme gücünü, ana karnındaki ceninin diline benzetmiştir. Bir cenin kendisini ne kadar ifade edebiliyorsa, o da kendini kadar ifade edebilmektedir. Elbette kendi yaşamında kendini böyle duyumsamasıdır, söz konusu olan. Şiirde oynayan yerine geçen şair de dili elden geldiğince yalınlığa çekerken dildeki fazlalıkları atarken, suskunun diline, cenin diline dönüş yolundadır.


Olabilir ki Abdolrezaei için erkeklik bir güç kavramının başka bir göstereni oluveriyor. Ve elbette burada, gücünü hissettiğinde kendini özgür hissetme de devrede. Kımıltısızlık gibi hissettiriyor kendine. Yani en ayrıntıdaki yaşamsal olan (yaşam veren - anılar da dahil- ne varsa) bütünlüyeci bir tesbih ipi gibi çekilmiş, yaşamsalı dağıtmış, perişan etmiştir, -aslında bu benzetme de kültürel bir göndermedir.


Yine Abdolrezaei nin dili cenin diline dönmesi ile "dil"den yalnızca edatın kalması, yani dil(in)de biçimsel en küçük sözcüğün kalması, yani yaşam demek olan dilin, en az anlatım işlevi olan bir ögeye dönüşmesi gibi, (ana/baba/arkadaş da) silinmek üzeredir.


Teknik olarak şiirde koşutlamaya bağlı bakışımlı (ve/ya tamamlayıcı) yinelemelerden söz edilebilir. Bu bakışımlılık bazan kavramsal düzlemde tamamlanıyor. Ve bakışımlı yinelemelerin de yardımıyla, bu şiirinde baba/oğul, yaratan/yaratılan, yaşatan/öldüren ikili aynalarına gönderiyor okuru.


Burada kara boşluğ olarak, kara bir boşluk olur. Kara boşluğu, ölüm olarak değerlendirdiğimizde oğul/hayat/ana, kişiyi ölüme yaklaştırmış, hazırlamış olur. Şiirdeki konuşan insan da durumuna serzenişte bulunan bir varlık. Şiir de bu insana, Ali Abdolrezaei nin ifadesiyle “insancık”a bir armağandır. Bunu hayatın boşluğunu besleyen şiir gibi yorumlayabileceğimiz gibi, konuşanı içine almış bir beşik, bir yatak, bir mezar gibi de yorumlayabiliriz. İnsanı yutan, saklayan.


Yazılar | Yorumlar(0) | 248 bakış

Kalabalık Yalnızlığın Gürültüsü

Ocak 30, 2009 0:00 Yazar: Saeed Ahmadzadeh Ardabili

Yazar : Saeed Ahmadzadeh Ardabili

Abdolrezaei'nin Çokdilli Şiiri Üzerine

Saeed Ahmadzadeh Ardabili


Çokseslilik, şiir içi bir ifadeyle bütün mümkünlerin kıyısında olmaktır. Önem ve değer kavramının şiir bazında tahtının yıkılmasıdır. Bu, dar anlamıyla düşünülmemesi gereken bir gerçekliğe sahiptir; şiire ilişkin köklü ve yenilikçi bir tutumu, tavır alışı öne çıkarmaktadır. Söz konusu olan, bütün mümkünlerin gerçekleşmesi olasılığı değil, mümkünün ucu açıklığı, serkeşliği, bağlantısızlığı, belirlenip biçilmiş yazgıların dışında yeni yazgılar yaratma olasılığının zenginliğidir. Bitmemişlik, tamamlanmamışlık, sürecin içinde olmak, anlatılanların heyecanını daima diri tutmak vurgularıyla çoğaltabileceğimiz yaklaşımlar; bütün o bilinçli eksik bırakışlar, yargıyı askıda bırakma ve nihaileşmemiş yaşantıları önceleme gibi yöntemler, bütün mümkünlerin tamamlayıcısıdır.


Geçerli olan bir yasa ile hükmedilmeye tepki duyan bilinçler çoğulluğu, çoksesliliğin bir başka boyutudur. Yüceleştirme yerine anlamanın, karar yerine kararın ertelenmesi taleplerinin, tek bir doğruya atıfta bulunmak yerine yaşantının olumsallığının gündeme gelmesinin de önkoşuludur bu. Zaten şiirin kendi iç yasaları vardır, dışarıdaki herhangi bir yasaya gönderme yapmaz; yapmamalıdır da. Öğelerin, seslerin, dillerin şiirde homojen bir bulamaç olarak tek bir hükme vardırıcı estet tarzını benimsemek, şairin bir masaya oturup kalemini birinin hizmetine vereceğine dair bir antlaşma imzalamasından farksızdır.


Çoksesli şiirde, her şey yan yana ve karşılıklı etkileşim halindedir. Şairin farklı ve birbiriyle bağdaşmaz görünen öğeleri bir araya getirebilme becerisi, birleşik ve bütünlüklü dokuyu yıkma ameliyesi üslubun tam da merkezinde yer almaktadır. Çoksesli şiirde şairle söylemin göbek bağı kökünden kesilmiştir. Bunun zorlama ve yapay deneyler / deneysellikler ya da simgesel aykırı var oluşlarla karıştırılmasını istemeyiz. Çünkü bu kadarını dışavurumcu sanat zaten başarıyordu. Ama gene de öteki'leri bilişsel sürecin cansız nesnesine dönüştürmekten kaçamıyordu. Şiirde kurulacak bir öznenin, şair tarafından nesneleştirilmesinin önüne bir tek metot geçebilir: Onun meşruiyetini kabul etmek. Onun yalnızca kendisinin dışa vurabileceği bireysel var oluşuna –bir hükme bağlamaksızın- kulak kabartmak.


Örneğin; kimi çekincelerimize rağmen, görsel şiiri –ya da bu eğilimin şiir anlayışına getireceği ayrıksı katkıyı- önemsememizin en önemli nedeni, bu yaklaşımın heterojen malzeme ile personaları yarıp geçerek yüzeyde kendisine has bir meşruiyet yaratmasıdır. Bu şiirin gerekçesi kendi biçemindedir; gösterenle gösterilen birleşmiştir. Meşruiyetten kasıt bir politikaya göre geçerli ve tutarlı oluşu değil, kendi oluş'u içinde algılanmayı hak ediyor olmasıdır. Ama sonuçta, bunun şiirde gerçekleşmesi, görünürlük kazanması ilgilendiriyor bizi.  Çoksesliliğin heterojen dil eğilimi, özellikle azınlık tercihlerinde görülür. Azınlık ve azlık tercihine en yakın örnek, Ali Abdolrezaei nin şiiridir. Sözgelimi; ortak özellikleri dilsiz oluşla açıklanabilen ya da bir çeşit ben yitimi (şizofrenlik) yaşayan deliler, ana dil içerisinde kendi dillerinin kılçıklı varlığını sürdürmeye çalışan azınlıklar, haklarını savunmaktan mahrum bırakılan orta ikiden ayrılmış çocuklar, mühürle iktidarın çekim alanına sokulmaya çalışılan ama sivil kalmayı seçen kadınlar gibi toplumsal hiyerarşinin en alt düzeyindeki madun-özneler onun şiirinin başat temasıdır.  Ali Abdolrezaei nin "Mavi göz gelin" şiirinde göçebeliği, yersiz yurtsuz oluşu;"Dustaq" şiirinde sistemin buyurgan ağzının, doğallığı ve yaşantısal olanı boğuşunu; "Dalda deyiliş" şiirinde kökenlerin geçersizleşmesini. Ne var ki Abdolrezaei azınlık söylemini fazla sahiplenerek ezik ya da marjinal sayılabilecek bir özneyi tecessüm ettirmiş ve bu öznenin artalanını sahiplenmiştir. Böylelikle de başka oluş biçimlerini dışlamış, ötekileştirmiş, reyini taraflı kullanmıştır. Çoksesliliğin yapıtaşlarından olan mikro-deneyim, bitmemişlik ve kişilerin ayrıksı kanallar talep etmeleri gibi özelliklerin izini sürmede ise, Ali Abdolrezaei nin şiiri bizi ilginç ve çok yönlü ipuçlarıyla karşılaştırmaktadır. Onun şiiri, bütün mümkünlerin kıyısında bir duruş sergilediği için, kişilerinde ortak bir yasaya bağlılık da görülmez. Yazgıları, şairin dünya görüşüne ve yazgısına bağlı değildir. Sözgelimi, Abdolrezaei nin yarattığı en orijinal tiplerden biri olan şiir, herhangi bir değeri temsil etmez. İçinde yaşadığı toplum, onun eylemlerini kutsayıp doğrulamaz; ama o kendi yanılgısına sahip çıkacak denli yaşantısaldır. Kendi yanılgı sürecini, tökezlemelerini neredeyse onun dengiymişçesine yasanın karşısına koyar. Böylelikle herhangi bir hiyerarşik değerler manzumesine teslim olmadığı gibi, ayrıksı ve çarpıcı tek kişilik kanalının kendi yasasını oluşturur.


Ali Abdolrezaei nin şiirinde işleyen mantık, her olay ve her olgu için ayrı bir seçeneği bünyesinde barındırır. Kişileri, herhangi bir modelin mükemmelen tamamlanmış dünyasına yönelme arzusunda değildir. Her şeyle karşılaşabilecek bu kişiler, içinde dönendikleri farklı koşullar ekseninde kendi var oluşlarını birtakım verili fikirlere uydurmaya çalışmazlar. Acı eşiği yüksek bireyler olarak kurgulanmışlardır ve acıyı başka biçimde dönüştürüp çoğullaştırarak(mesela utanç, eziklik, hicran) duyumsama konusunda hipnotik bir beceriye sahiplerdir.
 Abdolrezaei nin şiir evreninde devinen bu kişiler, genelgeçer yasaların yetersizliği konusunda bilinçlidirler. Genelleştirilmeye direnirler. Şiir de işte tam buradan sökün eder. Kendilerine a priori bir kimlik ve kişilik seçilerek sahneye çıkarılmayı reddeden bu kişiler, kötü kadınlar uykusundan öperler. Abdolrezaei nin kişileri kendi bireysel değerlerini taşıyan seslerden bir ses olarak karşımıza çıkarlar. Her bir karakter eşanlı ve kendi yazgı anlayışı içinde kavranır; bunun için de örneğin epik karakterin dışarıdan biçilip giydirilmiş yazgı ve zaman anlayışıyla uyuşmaz. O, evrilmekte ve değişmektedir.


Ali Abdolrezaei nin şiiri, çoksesliliğe izin vermeyen kuşatıcı ve biçimlendirici bir hiyerarşiye de uzak durarak, karşı çıkarak açılım gösterir. Bilakis bu şiirde, her şeyi bir arada, yan yana ve karşılıklı etkileşim halinde görebilme konusunda, çoksesliliğin ipuçlarını taşıyan bir sanatsal yetkinlik söz konusudur. Abdolrezaei nin şiirinde önemli olan; kişinin dünyaya nasıl göründüğü değil, öncelikle dünyanın kişiye nasıl göründüğü ve kişinin kendi kendisini nasıl algılayıp aktardığıdır.

 

Ali Abdolrezaei, çoksesli şiirin vazgeçilmez mekânı olan eşikleri kullanmasıyla da ilgimizi çeker. Şiirde merdiven basamakları, balkonlar, duraklar, deniz kıyıları, izbe yerler gibi mekânlar tercih edilir. Söz konusu mekânlar gibi şiirin kendisi de geçişliliğe, sürekli değişime tabidir ve kişilerin kendi bilincine, kadersizliğe, belirsizliğe bağlıdır.

Ali Abdolrezaei nin yalnız, yabancılaşmış, yerleşemeyen kişilerle, anti-kahramanlarla biçim icat etmeye gayret ettiği açıktır. Süblime edilen, savunulan, sahiplenilen, arka çıkılan, kurtarıcı olarak gösterilen karakterler de yoktur onda; büsbütün kötülenen, düşman olarak nitelenen, üzerine gidilen tipler de. Abdolrezaei bu konuyla ilgili olarak, kendisiyle yapılan bir konuşmada şunlarısöylemektedir. Sergilemektir yaptığı. Bir durumu, bir kişiyi, bir tavrı, bir yaşama biçimini sergilemek.


Ali Abdolrezaei nin şiirinde öne çıkan kişiler, boşlukta sallanan insanlar olmaktan, kayıp kişiler olmaktan hiçbir zaman kurtulamazlar. Söylediği gibi insanlarla kaynaşmış, kalabalık bir yalnızlıktır bu. Kalabalık, patolojik, yenik bir kişilik sarmalı olarak nitelenebilecek Ali, Abdolrezaei şiirindeki çokseslilik aranışının en önemli örneğidir kuşkusuz. Dilin; bir şey söylemekten veya ifade etmekten çok, serbest dolaylı bir üslup aracılığıyla gürültüden söze, sesten anlama bir geçiş üreten bir akış, bir katalog, bir ses veya duygular dizisi yaratması daha önemlidir. Şair için burada vurgu, kişinin bağlı olduğu değerler dizgesini kutsamak ya da alaşağı etmek değildir. Hatta şair için kişi bir kişi bile değildir; bir şiirsel öğe, bir tasarım, nesneler akışının sunumsal bir parçasıdır.


Çoksesli, çokdilli, çokmerkezli bir şiire yakın duran biçim ve içerik argümanları taşır "Tehlikede Yaşam". Gevşek, dağınık bir örgü içinde çoklu bağlantılar ve tanıklıklarla, farklı mekânlar, zamanlar ve göndermelerle açımlanır. Kendi kendisine nasıl göründüğüyle ilgilenmesi de şiirsel bir çoğulluğa kapı aralar. Şair sayıklamaları eşliğinde kimi anılarını imgeleminde canlandırmaya çalışır. Geçmişini deşer, çocukluk ve ilk gençliğinin bellekte bıraktığı tortuları kurcalar. Abdolrezaei 'ni tanıyan, onun yaşayışında yeri bulunan silik insanlar da şiirde farklı adlar / sesler olarak ve nesneler zincirine eklenen parçalar olarak konuşurlar. Ali şiir için neyse onlar da odur. Bu özgül dünyanın özne ve nesnesi, ben'leri ve öteki'leri yoktur. Hepsi bir duygular dizisini sunmaya yönelir. Burada bir çokdillilikten söz edilebilir. Abdolrezaei, şiirde Ali 'yi farklı yönlerden betimleyen, onun hakkında çeşitli bağlamlarda konuşan, onun özel sorununu öne sürmektedir.
 

Abdolrezaei şiirinin ana mecrasını belirleyen şey bizim oluş diye tanımladığımız patetik kanaldır. Şiirlerinde en sevilen ya da şaşırtıcı bulunan bölümler, şiirlerinin gerçek bir açılım sağlayan yerleri; patetik sızıntıların şiirde sökün ettiği yerlerdir. Daha sonraki şiirlerinde de izleri sürecek olan ergenlik bunalımı, kendini hor görme, bedeniyle uğraşma, cinsel yalnız bırakılmışlık gibi özellikler, Abdolrezaei nin şiirinde önemli bir rol üstlenmiş, altan alta varlığını hep devam ettirmiştir. Söz konusu ergen-oluş'un en karakteristik örneği "Kandoma Bükülmüş Hediye"nin şiirleridir.

Şairin bir parçası olduğu yaşamsal gerçeklik, şiirin kurulmasında ister istemez etkili ve yön tayin edicidir. Her şair yaşadığı zamana istese de istemese de çok güçlü bağlarla bağlıdır. Zamanından çok kopuk olarak yazdığında bile, mevcut çerçevenin büsbütün dışında olma iddiası güdemez. Şiir her zaman siyasi, sosyolojik, kültürel, tarihi ufkun ve konuşulan dilin geniş arkaplanını ardına alır. Şiiri kaldırmayacağı bir gerçeklikle sınayamayacağımız gibi zaman dışı bir kurgunun içine de atamayız. Her iyi şairin geleceğe bırakılmış kimi yönleri, açılmamış tarafları olduğunu düşünüyoruz. Ancak bunların içerisinde, çağımızın sorunlarına yakın sorunları yaşamış olanların bir ayrıcalığı olduğu da su götürmez. Zaten çokseslilik her şeyden önce bu çağın bir gereksinmesini ifade eder. İyi eserlerin güçlü taraflarından, dirilik alameti olan taraflarından çıkarılmış bir metotlar bütünüdür. Teksesli çok başarılı şiirlerin mevcudiyeti, çoksesliliği yeğleme gerekçelerini ortadan kaldırmaz.


Yazılar | Yorumlar(0) | 282 bakış


Yorum yazın


  • shocked
  • smile
  • evil
  • grin
  • question
  • lol
  • rolleyes
  • mad
  • wink
  • razz
  • confused
  • redface
  • cool
  • suprised
  • cry
  • sad

captcha